Bu yazı "BEYSAD" dergisinin Mart-Nisan 2007 sayısında yer almıştır. 

Image"Eylemsiz vizyon, rüya gibidir.

Vizyonsuz eylem, boş vakit geçirmek...

Vizyonlu eylem, dünyayı değiştirir. "

İşletmelere ilk girildiğinde , çoğunlukla göz önünde bir yerde şirketin Vizyon ve Misyon'u bazen sade bazen  süslü bir çerçeve içinde asılı olduğunu görürüz ve okuruz.

Bu kısa ve öz yazı, işletme hakkında ilk ve önemli bilgileri ulaştırır .Yıllar sonra içeriğindeki detayları unutsak da  o izlenim kalıcı olarak yerleşmiştir artık.

Hepimiz işveren ve işgören olarak görev yapıyoruz , aynı zamanda işin dışında da bir hayatımız var . Peki Kişisel Vizyon , Misyon ve Hedeflerimizi hazırladık mı ?

 

Kişisel Vizyon , Misyon ve Hedeflerimizi işletmelerde gösterdiğimiz itina ve titizlikle hazırlamalıyız ve mutlaka yazmalıyız . Vizyon , Misyon ve Hedefleriniz sizin yaşamdaki özel amacınızı tanımlar . Geliştirmek istediğiniz özellikleriniz ve yeteneklerinizle , bunlarla ne yapmak istediğiniz ; yaşama ve yaşamınıza ne gibi katkılarda bulunabileceğinizi belirtir . Yaşamınız için , sizin dilediğiniz periyotlarda değiştirip , geliştirebileceğiniz rehberiniz olur . Sürekli olarak hatırlatıcı ve uyarıcı bir pusuladır . Gelecekte kendinizle ilgili , kendiniz için bir şeyler yapacağınızda , sizin iyiye ve güzele ulaşmanızda ve en doğru kararları almanızda ilham kaynağınız olacaktır . Bu nedenle Vizyonunuz uzun süre değişmeden kalırken Hedefleriniz ve Misyonunuz sizinle beraber gelişecek , değişecek ve olgunlaşacaktır .     

Hedeflerimiz ve Mutluluğumuz

"Hayatta iki hedefimiz olmalıdır; bir, istediğimizi elde etmek; ve sonra da elde ettiklerimizin tadını çıkarmak. Yalnız insanoğlunun akıllı olanı ikinciyi elde eder."
Logan  Pearsall Smith

Kişisel gelişimimizin nasıl gerçekleşeceği , kendimize sorduğumuz en zor sorulardan biridir.

 
  • Hedeflerimiz nelerdir?
  • Hedeflerimiz iyi tarif edilmiş midir?
  • Bugün, bir yıl, on yıl sonra ne olmak, neye sahip olmak ve ne yapmak istiyoruz?
  • Hedeflerimiz, bilgi , beceri ve yeteneklerimizle  paralel midir?
  • Yoksa aşırı taleplerimizle kendimize zararlı olmaya mı başladık?

Gelişim ve değişim kesintisiz süreçlerdir. Kişisel gelişim az veya çok , bizi tatmin eden oranda veya daha az ,  gerçekleşmektedir.

 Bu noktada kişiler ile ülkeler arasında paralellik kurulabilir. Türkiye'nin içinde bulunduğu durumu anlatanlar ile olması gereken noktayı işaret edenler arasındaki tartışma on yıllardır devam etmektedir. Türkiye'nin son elli yılda değiştiği ve geliştiği noktasını hiç kimse tartışmamaktadır. Tartışılan nokta; bulunduğumuz nokta ile olmamız gereken nokta arasındaki farktır. Daha iyi bir yerde olabilir miydik? tartışmasıdır.

 1979 yılında Güney Kore'nin Kişi Başına Geliri Türkiye'ye eşit iken  1999 yılında 3 katı olması ve niçin Türkiye'nin de aynı noktada olmadığı tartışılmaktadır. Türkiye'nin içinde bulunduğu durum belli bir gelişmeyi belirtiyorsa da olduğumuz yerin olmamız gereken yer olup olmadığı tartışılmaya devam edecektir.

Kişisel gelişimin takip ve değerlendirilmesinde de benzerlikler kurabiliriz. Elbette ki, kişiler de, yıllar içinde belli bir gelişim süreci içinde değişip gelişmektedir, ancak acaba bu gelişim ;

•1.       Kişinin hedefleriyle uyumlu mudur?

•2.       Kişi, bu süreç içinde  yetenek ve becerilerinin tam olarak değerlendirebilmiş midir?

•3.       Kişi, hedefe ulaştığını; fark edecek, bilecek ve tadını çıkaracak akla ve irfana sahip midir?


Bu noktaları hep beraber inceleyelim.

Image1. Kişinin gelişimi hedefleriyle uyuşmakta mıdır?

Cevaplanması en zor sorulardan biri budur. Çünkü kişinin koyduğu hedefler ile ulaştığı nokta birbirine paralel olabilir veya zamanla birbirinden uzaklaşabilir (Divergent-Convergent). Ancak, doğru tarif edilmiş hedefler olduğu zaman, kaynaklar ve olanaklar hedefler doğrultusunda kanalize edilerek zaman ve kaynak israfını önleyebiliriz. 
Kişinin kendisiyle barışık yaşayabilecek hedefleri ortaya koyabilmesi söylendiği kadar kolay bir şey değildir.

Kişinin kendini tanıması, kısa ve uzun vadeli hedeflerini detaylı ve doğru tarif etmesi gerekmektedir.

2. "Kendini Bil"  

Seçilen hedefler yetenek ve becerilerimizle uyumlu mudur?
Bu soruyu cevaplamak birinciden daha zordur.
Kendi beceri ve kabiliyetlerimizi tam olarak biliyor muyuz?
Tarafsız bir değerlendirme yapabilecek olgunluğa ulaşabildik mi?

Etrafımızın özellikle bize yakın olanların iyi niyetli temennileri ile objektif değerlendirmeleri arasındaki farkı duyup, hissedip, anlayabiliyor muyuz?

Sorularını hem aklımızla hem de yüreğimizle cevaplandırmamız gerekmektedir.

Daha sonra filme de alınan 1968 Meksika Olimpiyatları maraton yarışını konu alan romandaki bir sahne yıllar geçmiş olmasına rağmen hafızamda hala aynı canlılığıyla yaşıyor.

Roman kahramanımız maraton seçmelerine katılmak istemekte ve stadyumda antreman yapmaktadır. Amacı Olimpiyat seçmelerini kazanarak Milli takıma girerek Olimpiyatlara katılmaktır. Aynı şehirde görev yapan meşhur fakat bir o kadar da aksi atletizm antrenörünün dikkatini çeker. Antrenör genci çağırarak ne istediğini sorar .
Genç atlet Olimpiyat seçmelerini kazanarak Olimpiyatta yarışmak istediğini söyler.
Antrenör kabiliyetini sezdiği bu atletin antrenörlüğünü kabul edeceğini ancak kayıtsız şartsız her dediğini yapması gerektiğini belirtir ve genç atlet sevinerek kabul eder.
Antrenör ilk iş olarak atletin boynunda asılı  olan kronometreyi fırlatıp atar. Şaşıran birazda korkan gence " Zamana karşı değil kendine karşı yarışmalısın, kendini aştığın an bütün rakiplerini geçebilirsin" diyerek onu seçmelere hazırlamış, önce seçmeleri sonra da Olimpiyatları kazanmasını sağlamıştır.
Kronometrenin atılması metaforu beni derinden etkilemiş ve yıllar boyu hafızamdan silinmemiştir.

Uzun yıllar önce okuduğumda aklıma gelen ve Yanıtlarını bulmamız gereken sorular ;

•·         İnsanın fiziksel ve zihinsel sınırları nelerdir?

•·         Bu sınırların referans noktaları ve ölçüleri nelerdir?

•·         Bu sınırlar varsa insan bunları nasıl tesbit eder ve nasıl aşabilir?

Bu soruların cevaplarını bulabildiğimiz , hatta bulmaya niyetlenip bu konuda araştırıp düşünmeye başladığımızda  yolun yarısını geçtik demektir. Şunu da öğrendim ki bu sınırları test etmeden asla onlara yaklaşamayız. Denemeden , bu sınırların ne olduğunu asla bilemiyoruz...


3. Hedefe ulaştığını idrak edip o anın tadını çıkarmak...

Ulaştığı noktanın farkına varmak ve hedefleriyle olan ilişkisini doğru kurmak bu sürecin en önemli aşamasıdır. Çünkü, pek çok kişi hedefine ulaştığının farkına varamaz. Elbette insanlar doğumdan ölüme kadar sürekli geliştiklerinden, varılan nokta ( hedef) bir sonraki sürecin başlangıcıdır. Ancak bu gerçek, bizi koyduğumuz hedeflere ulaştığımızda o anın keyfini çıkarmamıza da engel olmamalıdır.

Hedefe ulaşmanın mutluluğunu tatmak onu doya doya yaşamak, bir sonraki çalışmalarımızında motivasyon kaynağımız olacaktır. Öğrenciyken bizim de yaşadığımızı, şimdi çocuklarımda ve arkadaşlarında gözlüyorum. Yüksek not almasına rağmen mutlu değil. Yüksek not alarak, kendisini motive edecek  sonuca sevinemiyor o anın tadını çıkaramıyor. İş hayatında da , benzer olaylarda açıkça sevinemiyoruz, coşkumuzu yaşayamıyoruz.

 Başarılı olduğumuzda , hedeflerimize ulaştığımız anda  , duyduklarımızı ve hissettiklerimizi - keyif , neşe ve çoşkuyu - daha sonraki başarılarımızın kaynağı ve tetikleyicisi olarak kullanmak bu dergi okurları için çok da  zor değildir...

Ahmet S. Koçel

Neuroenergy Kişisel gelişim

Yaşam ve Yönetim Koçu

Prepared to publish by Fotorama
Go to top