“Hayatta iki hedefimiz olmalıdır; bir, istediğimizi elde etmek; ve sonra da elde ettiklerimizin tadını çıkarmak. Yalnız insanoğlunun akıllı olanı ikinciyi elde eder.”
Logan   Pearsall Smith

Kişisel gelişimimizin ne olması gerektiği kendimize sorduğumuz en zor sorulardan biridir.

 

  • Hedeflerimiz nelerdir?
  • Hedeflerimiz iyi tarif edilmiş midir?
  • Bugün, bir yıl, on yıl sonra ne olmak, neye sahip olmak ve ne yapmak istiyoruz?
  • Hedeflerimiz, bilgi ve becerilerimizle paralel midir?
  • Yoksa aşırı taleplerimizle kendimize zararlı olmaya mı başladık?

Gelişim ve değişim kesintisiz süreçlerdir. Kişisel gelişim az veya çok, arzu ettiğimiz yönde veya aksi yönde herkes için gerçekleşmektedir.

Bu noktada kişiler ile ülkeler arasında paralellik kurulabilir. Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu anlatanlar ile olması gereken noktayı işaret edenler arasındaki tartışma on yıllardır devam etmektedir. Türkiye’nin son elli yılda değiştiği ve geliştiği noktasını hiç kimse tartışmamaktadır. Tartışılan nokta; bulunduğumuz nokta ile olmamız gereken nokta arasındaki farktır. Daha iyi bir yerde olabilir miydik? tartışmasıdır.

 1979 yılında Güney Kore’nin Kişi Başına Geliri Türkiye’ye eşit iken  1999 yılında 3 katı olması ve niçin Türkiye’nin de aynı noktada olmadığı tartışılmaktadır. Türkiye’nin içinde bulunduğu durum belli bir gelişmeyi belirtiyorsa da olduğumuz yerin olmamız gerekli yer olup olmadığı tartışılmaya devam edecektir.

Kişisel gelişimin takip ve değerlendirilmesinde de benzerlikler kurabiliriz. Elbette ki, kişiler de, yıllar içinde belli bir gelişim süreci içinde değişip gelişmektedir, ancak acaba bu gelişim ;
1. Kişinin hedefleriyle uyumlu mudur?
2. Kişi, bu süreç içinde  yetenek ve becerilerinin tam olarak değerlendirebilmiş midir?
3. Kişi, hedefe ulaştığını; fark edecek, bilecek ve tadını çıkaracak akıla ve irfana sahip midir?
Bu noktaları hep beraber inceleyelim.

1. Kişinin gelişimi hedefleriyle uyuşmakta mıdır?

Cevaplanması en zor sorulardan biri de budur. Çünkü kişinin koyduğu hedefler ile ulaştığı nokta birbirine paralel olabilir veya zamanla birbirinden uzaklaşabilir (Divergent-Convergent). Ancak, doğru tarif edilmiş hedefler olduğu zaman, kaynaklar ve olanaklar hedefler doğrultusunda kanalize edilerek zaman ve kaynak israfını önleyebiliriz. 
Kişinin kendisiyle barışık yaşayabilecek hedefleri ortaya koyabilmesi söylendiği kadar kolay bir şey değildir.

Bir sonraki başlıkta anlatılacak bölümde detaylı bir biçimde anlatılacağı gibi, kişinin kendini tanıması, kısa ve uzun vadeli hedeflerini detaylı ve doğru tarif etmesi gerekmektedir.

2. ”Kendini Bil”  

Seçilen hedefler yetenek ve becerilerimizle uyumlu mudur?
Bu soruyu cevaplamak birinciden daha zordur.
Kendi beceri ve kabiliyetlerimizi tam olarak biliyor muyuz?
Tarafsız bir değerlendirme yapabilecek olgunluğa ulaşabildik mi? Etrafımızın özellikle bize yakın olanların iyi niyetli temennileri ile objektif değerlendirmeleri arasındaki farkı duyup, hissedip, anlayabiliyor muyuz?

Sorularını hem aklımızla hem de yüreğimizle cevaplandırmamız gerekmektedir.
Daha sonra filme de alınan 1968 Meksika Olimpiyatları maraton yarışını konu alan romandaki bir sahne yıllar geçmiş olmasına rağmen hafızamda hala aynı canlılığıyla yaşıyor.

Roman kahramanımız maraton seçmelerine katılmak istemekte ve stadyumda antreman yapmaktadır. Amacı Olimpiyat seçmelerini kazanarak Milli takıma girerek Olimpiyatlara katılmaktır. Aynı şehirde görev yapan meşhur fakat bir o kadar da aksi atletizm antrenörünün dikkatini çeker. Antrenör genci çağırarak ne istediğini sorar .
Genç atlet Olimpiyat seçmelerini kazanarak Olimpiyatta yarışmak istediğini söyler.
Antrenör kabiliyetini sezdiği bu atletin antrenörlüğünü kabul edeceğini ancak kayıtsız şartsız her dediğini yapması gerektiğini belirtir ve genç atlet sevinerek kabul eder.
Antrenör ilk iş olarak atletin boynunda asılı  olan kronometreyi fırlatıp atar. Şaşıran birazda korkan gence “ Zamana karşı değil kendine karşı yarışmalısın, kendini aştığın an bütün rakiplerini geçebilirsin” diyerek onu seçmelere hazırlamış, önce seçmeleri sonra da Olimpiyatları kazanmasını sağlamıştır.
Kronometrenin atılması metaforu beni derinden etkilemiş ve yıllar boyu hafızamdan silinmemiştir. Genç yaşımda okuduğumda aklıma gelen sorular;

İnsanın fiziksel ve zihinsel sınırları nelerdir?
Bu sınırların referans noktaları ve ölçüleri nelerdir?
Bu sınırlar varsa insan bunları nasıl tesbit eder ve nasıl aşabilir?

Bu soruların cevaplarını bulabildiğimiz , hatta bulmaya niyetlenip bu konuda araştırıp düşünmeye başladığımızda  yolun yarısını geçtik demektir. Şunu da öğrendim ki bu sınırları test etmeden asla onlara yaklaşamayız. Denemeden de bu sınırların ne olduğunu asla bilemiyoruz.


3. Hedefe ulaştığını idrak edip o anın tadını çıkarmak…

Ulaştığı noktanın farkına varmak ve hedefleriyle olan ilişkisini doğru kurmak bu sürecin en önemli aşamasıdır. Çünkü, pek çok kişi hedefine ulaştığının farkına varamaz. Elbette insanlar doğumdan ölüme kadar sürekli geliştiklerinden, varılan nokta ( hedef) bir sonraki sürecin başlangıcıdır. Ancak bu gerçek, bizi koyduğumuz hedeflere ulaştığımızda o anın keyfini çıkarmamıza da engel olmamalıdır.

Hedefe ulaşmanın mutluluğunu tatmak onu doya doya yaşamak, bir sonraki çalışmalarımızda motivasyon kaynağımız olacaktır. Öğrenciyken bizim de yaşadığımızı, şimdi çocuklarımda ve arkadaşlarında gözlüyorum. Yüksek not almasına rağmen mutlu değil. Yüksek not alarak, kendisini motive edecek  sonuca sevinemiyor o anın tadını çıkaramıyor. Veya daha sonraki yıllarda, benzer olaylarda açıkça sevinemiyoruz, coşkumuzu yaşayamıyoruz.

 O anda duyduklarımızı, hissettiklerimizi daha sonraki başarılarımızın tetikleyicisi olarak kullanmak bu siteyi takip eden okuyucular için çok zor olmasa gerek…

Prepared to publish by Fotorama
Go to top